MÖ 600

Eski Smyrna Höyüğü

Eski Smyrna Höyüğü

Eski Smyrna Höyüğü, MÖ 3000'den itibaren iskan görmüş, en parlak çağını bir Yunan kolonisi olarak Demir Çağı'nda yaşamış olan bir antik yerleşimdir. İzmir'in Bayraklı ilçesinde yer alan höyük, Erken Tunç Çağı'ndan Roma dönemine kadar geniş bir zaman aralığında kültür katmanlarına sahiptir.

Smyrna Antik Kenti Belgeseli

Genel Bilgi

Eski Smyrna, İzmir’in Bayraklı ilçesinde, bugün Tepekule (eskiden Hacı Muço Tepesi) olarak bilinen, yaklaşık 365 x 250 m boyutlarında alçak ve kayalık küçük bir tepe üzerinde yer almaktadır. Tunç Çağları’na ait sınırlı verilerimizin yanında, MÖ 10. yüzyılla beraber bir Hellen kenti olarak karşımıza çıkan yerleşim Batı Anadolu kıyılarındaki önemli limanlardan birine ev sahipliği yapmaktadır. Roma Dönemi ardından unutulan ve 19. yüzyıla kadar tekrar keşfedilemeyen Eski Smyrna, modern İzmir’in geçmişini izleyebildiğimiz en erken yerleşim olmasıyla kentin kültürel tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.

Konut Mimarisi

Eski Smyrna Höyüğü Genel Görünüm 3D Render

Oval Ev

MÖ 10. yüzyıla tarihlendirilen eğrisel planlı yapı, 2.75x4.30 m boyutlarındadır. Yapı, sazdan bir çatı taşıyan, tek sıra taşlardan oluşan bir temel üzerine kerpiç duvarlarla inşa edilmiştir. Uzun kenarında bir girişe sahip olan yapı, Eski Smyrna’da MÖ 10. yüzyılı temsil eden en güzel örnektir.

Eski Smyrna Höyüğü Toplantı Megaronu

Toplantı Megaronu

Hellen dünyasının çok odalı ve avlulu konutlarının kökeni megaron adı verilen, genellikle bir sundurma ve onun açıldığı bir odadan oluşan, dörtgen ya da eğrisel planlı yapılara dayanmaktadır. Ege Havzası’nın hemen her noktasında karşımıza çıkan bu yapı tipi uzunca bir süre hem sivil hem de dini ya da kamusal binalarda kullanılmıştır.

Eski Smyrna’dan bu yapılara en güzel örnek MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen ve “Toplantı Megaronu” olarak isimlendirilen yapıdır. Yapı, poligonal taş örgülü duvarları ve bu duvarların dışında bulunan andezit taş kaplamalarla özenli bir işçiliğe sahiptir. 11.3x6.6 m boyutlarındaki yapının girişi güneye bakmaktadır. Büyük bir ana odaya sahip olması ve özenli yapısıyla Ekrem Akurgal tarafından yönetici ve asillerin bir araya geldiği bir mekân olarak yorumlanan yapının kullanımı MÖ 7. yüzyılın sonunda sona ermiştir.

Çifte Megaron

Çifte Megaron, ortak bir duvarı kullanarak birbirine bitişik olarak inşa edilen iki megarondan oluşmaktadır. MÖ 7. yüzyılın sonu 6. yüzyılın başlarında inşa edilen yapı, oldukça özenli poligonal taş örgülü duvarlarıyla ve yaklaşık 13x10 metreye ulaşan ölçüleriyle dikkat çekmektedir. Yapının güneyinde, odaların açıldığı alanda bulunan açıklığın yapıya ait bir avlu olduğu düşünülmüştür. Önerilen planıyla Eski Smyrna’da ele geçmiş en erken avlulu yapı olan Çifte Megaron, çağdaşı kentlerdeki gelişimin bölgedeki en önemli temsilcilerindendir.

Athena Tapınağı

Eski Smyrna kadar Batı Anadolu’nun da dini mimarisi için büyük önem taşıyan Athena Tapınağı kentin kuzeydoğu köşesinde, doğu kapısının önünde ve savunma duvarının hemen bitişiğinde yer almaktadır. İnşasına ilk kez MÖ erken 7. yüzyılda başlanan tapınak, bölgede yapı malzemesi olarak taşın kullanıldığı en erken anıtsal dini mimari örnekleri arasında özel bir yere sahiptir.

Eski Smyrna Höyüğü Athena Tapınağı Aiol Sütun Başlığı

Aiol düzeniyle inşa edilmiş olan yapı dört ana evreyle incelenebilir. Tapınak, I. evresinde kentin savunma duvarına ait kullanımdan kalkan iç platform üzerinde yükselen basit eğrisel planlı bir yapı olarak karşımıza çıkar. MÖ 7. yüzyılın son çeyreğinde yenilenen yapının IIA ve B evresinde oturduğu teras batıya doğru genişletilmiş ve güneydoğusuna, üzerinde stoa yer alan yeni bir teras eklenerek büyütülmüştür. Bu evrede ilk kez tapınağın bir cella ve onu çevreleyen sütunlardan oluşan bir peripteros olduğu düşünülmektedir. Tapınağın MÖ 610 civarlarında başlayan IIIA evresinde gerçek anlamda monumental bir mimariye dönüştüğü görülür. Bu evrede yerel taş olan andezit temeller üzerine yükselen taştan duvarlarını beyaz tüf taşından Aiol tipi sütunlar çevrelemektedir. Tapınağın daha önce güneydoğusuna eklenen terasların yanında güneybatıya da yeni bir teras eklenerek üzerine stoa ve bu iki terasın arasında bulunan girişine bir pylon inşa edilmiştir. Tapınak IIIB ve IVA evrelerinde küçük değişikliklerle kullanılmaya devam edilirken, Alyattes’in MÖ 600 civarındaki saldırısında tahrip olmuş ve ardından IVB evresiyle yeniden küçük bir yapı olarak andezit ve beyaz tüf taşlarıyla inşa edilerek MÖ 4. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

Şehrin sur sisteminin büyümesiyle tapınağın kutsal alanı da şehre doğru evre evre genişletilmiştir. Bugün kalıntılarını gördüğümüz tapınak MÖ 620'li yıllarda yapımına başlanan ve büyük ihtimalle tamamlanamadan kentin Lydialılar tarafından tahrip edilmesi sonucu yarım kalan tapınaktır. Kısa cephesinde 6, uzun kenarında 10 sütun bulunan peripteros planlı tapınağın beyaz tüf taşından yapılmış sütunları ve sütun başlıkları Aiol düzenindedir. Kazılarda ele geçmiş Aiol düzeninde başlıklar ve mantar tipli başlılar, işçilikleriyle tüm Yunan dünyasında ön plana çıkmaktadır.

Eski Smyrna Höyüğü Athena Tapınağı Genel Görünüm 3D Render
Eski Smyrna Höyüğü Athena Tapınağı Kuşbakışı Görünüm

Tapınakla aynı düzlemde, hemen batısında yer alan iki stoa yapısı, ibadete gelenlerin gölgede oturabilmesi ve tanrıçaya adanan hediyelerin saklanması için kullanılıyor olmalıdır. Bu alanda yapılan kazılarda ele geçen heykel, figürin, dekoratif kalkan ve ok uçları tanrıçaya adanan hediyelerin çeşitliliğini göstermesi bakımından önemlidir.

Tapınağın Athena caddesine bakan temenos duvarı oldukça yüksektir. Tapınağın olduğu yükseltiye ulaşabilmek için Doğu'da, giriş kapısının yakınlarında bir rampa inşa edimiştir. Rampa ziyaretçileri doğrudan tapınağın önüne çıkarmaktadır.

MÖ 610-600 yıllarında, ana oda (naos) ve ön oda (pronaos) bulunan tapınakta uzun kenarlarda 15, kısa kenarlarda 11 adet Aiol başlıklı sütun yer almaktadır. İnşası hiçbir zaman tamamlanamayan andezit temele sahip tapınağın sütunları beyaz tüf taşından yapılmıştır. Bu evrede en görkemli halini alan tapınağın ömrü uzun olmamıştır. Eski Smyrna’nın yaklaşık olarak MÖ 600’lü yıllarda Lydia Kralı Alyattes tarafından kuşatıldığı sırada tapınağın yapı malzemeleri kenti korumak amacıyla sökülmüştür. MÖ 547/6 yılına gelindiğinde ise, Lydia Krallığı’na son veren Perslerin tapınağı yağmaladığı bilinmektedir. Bu dönemde, tapınak alanına girişi, stoaların ve tanrıçaya adanmış heykellerin yerleştirildiği düşünülen yüksek teras duvarları arasında açılmış, Athena Caddesi’ne bakan bir koridor sağlamaktaydı. Bu giriş, Pers saldırısı sırasında Smyrnalılar'ın aldığı savunma önlemleri doğrultusunda bir duvarla kapatılmıştır. MÖ 500 yılında, daha büyük bir tapınak inşasına başlanmış ancak, yine Perslerle bağlantılı olarak MÖ 499 yılında Smyrna’nın da yer aldığı İonia ayaklanmasının bastırılmasıyla, bu tapınağın inşası da bitirilememiştir. Tapınağa dair son inşa faaliyetleri, arkeolojik buluntularla MÖ 460 yılına tarihlendirilmektedir. Tapınağın hemen batısında ziyaretçiler ve adakları korunması için bir stoa yer almaktadır. Tapınağın doğusunda ise bir rampa yer almaktadır.

İnanç, Ritüel, Bayram

Athena’ya adana adaklar arasında genç erkek ve kadın heykelleri, Kıbrıs, Fenike ve Mısır’dan getirilmiş heykelcikler, bir savaş tanrıçası olan Athena’ya işaret eden pişmiş topraktan kalkanlar, metal eserler ve çeşitli seramikler yer almaktadır.

Pers İşgali ve Athena Tapınağı

MÖ 547/6 yılı, Perslerin Batı Anadolu’nun büyük bir gücü olan Lydia Krallığı’nı ele geçirdiği yıldır. Lydia Krallığı’nın yıkılmasıyla beraber Pers ordularını Batı Anadolu kıyılarından uzak tutacak bir güç kalmamıştır. Bu tarihlerden itibaren Eski Smyrna’da bölgedeki diğer kıyı kentleri gibi varlığını Pers hakimiyeti altında sürdürmüştür.

Kent Suru

Kentin Tunç Çağları’na ait savunma sistemi hakkında tahminden öteye gitmeyen verilerimizin yanında, Demir Çağı savunma sistemleri hakkında bilgilerimiz tatmin edici niteliktedir. Kente ait ilk savunma duvarının MÖ 9. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği bilinmektedir. Bu yapı, höyüğün çeperinde bulunan eğimin önüne kerpiç bloklarla örülen bir duvar ve bu duvarın ardının binlerce andezit taştan oluşan bir dolgu ile doldurulmasıyla oluşturulmuştur.

Eski Smyrna Höyüğü Sur Kesidi 3D Render

Kent suru, höyük dışında kerpiç bloklardan oluşan yüksek bir cepheye sahip ancak höyük içinde, yerleşim seviyesinde alçak bir cepheyle karşımıza çıkmaktadır. Kentin doğu kapısının yanında bulunan, beyaz tüf taşından inşa edilmiş dörtgen planlı savunma kulesi de ilk kez bu tarihlerde karşımıza çıkar. Böylece bu dönemde kentin kerpiçten bir savunma duvarı ve doğu kapısında bulunan en az bir tüf taşı kuleyle korunduğu anlaşılmaktadır. Kentin bu erken savunma duvarı MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısına kadar 2 evreyle kullanılmış ve ardından tahrip olmuştur. MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısında andezit taşlardan poligonal örgülü bir cepheyle yeniden inşa edilen 3. savunma duvarının kalınlığı yer yer 17 metreyi bulmaktadır. MÖ 600 civarında Lydia Kralı Alyattes’in kente saldırısında bu güçlü savunma duvarı kentin kuzeybatı köşesine yığılan toprak bir tepe ile aşılmış ve surlar kent ile beraber tahrip edilmiştir. Bu yıkımın ardından yaklaşık 200 yıl kent sur duvarına sahip değildir. Muhtemelen MÖ 5. yüzyıl sonundan itibaren kenti çevreleyen yeni bir teras duvarı sur işlevi görmektedir. Günümüzde kentin doğusu ve güneyinde yaklaşık 600 metre boyunca izlenebilen MÖ 7. Yüzyıl suru Batı Anadolu’nun en önemli mimari kalıntılarından biridir.

Hellen kültürünün mimari yapısını yansıtan Eski Smyrna surları, Batı Anadolu, Ege Adaları ve Kıta Yunanistan’da benzeri bilinen örnekler arasında farklı bir yere sahiptir. Birçok merkezde temel seviyesinde korunan surların aksine, Eski Smyrna surları, yer yer 6 metreye kadar uzanan ölçülerdeki bölümleri ile eşine az rastlanır boyutlarda koruma gelmiştir. Eski Smyrna surları, tespit edilebilen inşa teknikleri, tadilat, tekrar kullanım, genişletme ve ek birim yerleştirme gibi evreleri gözleme fırsatı sunmasıyla da özel bir konumdadır.

Smyrna, Hellen kentleri arasında en erken dönemde surlara sahip olan kenttir. Kent surlarının tarihi Bronz Çağı’na verilebilecek bir savunma duvarıyla, oldukça erken bir döneme kadar uzanmaktadır. Ancak arkeolojik veriler ile kesin olarak kent surlarının dört ana inşa evresine sahip olduğu söylenebilir. MÖ 850-800 yılları arasına verilen ilk evrede, İon yerleşmesinin ilk savunma duvarı görülür. Bu evredeki masif duvarın inşasına sebep olan karşı güçler tam olarak bilinmemektedir. Ancak surun ikinci ve üçüncü evresi, dönemin önemli bir gücü olan Lydia Krallığı’na karşı önemli rol oynamıştır. Surun ikinci evresi MÖ 775-755 yıllarına verilmiştir. MÖ 7. yüzyılın başlarında savunma duvarında büyük tahrip izlerine rastlanmıştır. Bu tahrip Batı Anadolu’nun birçok noktasına sefer düzenleyen Lydia Kralı Gyges ile ilişkilendirilmektedir. Bahsedilen tahribin ardından birtakım tadilatlar yapılsa da Smyrnalılar'ın MÖ 7. yüzyıl başlarındaki Alyattes saldırısına kadar kısmen savunmasız kaldığı düşünülebilir. Surun üçüncü evre inşaatları, MÖ 7. yüzyılın ortalarında başlanıp aynı yüzyılın sonlarında tamamlamıştır. MÖ 7. yüzyılda, tüm kenti çevreleyen, bazı noktalarında dikdörtgen büyük kuleler yer alan surun, Athena Tapınağı’nın güneydoğusunda büyük bir kapıya sahip olduğu bilinmektedir. MÖ 7. yüzyıl sonlarına gelindiğinde, Smyrna halkına bir diğer darbe Lydia Kralı Alyattes tarafından yapılmıştır. MÖ 7. yüzyılın ortalarında gerçekleşen Lydia saldırısının sonucunda sur büyük ölçüde tahrip olmuştur. MÖ 4. yüzyıl ortalarında ise surların son inşaat evresi görülür. Surların ilk evresi, sayıları artan konut mimarisiyle birlikte ortaya çıkan bir merkezi otoriteye işaret etmektedir.

Eski Smyrna Höyüğü Antik Çeşme

Antik Çeşme

Eski Smyrna, Hellen dünyasında bilinen en erken çeşme örneklerinden birini barındırmaktadır. MÖ 7. yüzyılın sonlarına tarihlenen çeşme yapısı, MÖ 4. yüzyıla kadar kesintisiz olarak kullanım görmüştür. Çeşme, uzak bir kaynaktan taşınan temiz suyun ulaştığı bir yapıdan ziyade, yer altı su kaynağına erişimi sağlayan ve kaynak suyunu koruyan bir yapı görevi görmektedir. Andezit taşlardan bindirme tekniği ile inşa edilen yapı Arkaik savunma duvarlarına entegre edilmiştir. Antik dönemde çeşmeye ulaşım savunma duvarlarının dışından sağlanıyor olmalıdır. Çeşme söz konusu kaynak suyunu hala korumakta, özellikle bahar aylarında kaynağın verimli olmasıyla kullanımda olduğu dönemdeki durumuna benzer biçimde yerinde ziyaret edilebilmektedir.

Athena Caddesi

Athena Caddesi, günümüze kadar sürdürülen kazı araştırmalarında MÖ 6. yüzyıl ile MÖ 4. yüzyıllar arasında kullanıldığı tespit edilen, kentin doğu-batı doğrultulu ana caddesidir. Doğu kapısından başlayarak Athena Tapınağı’nın önünden geçen ve batıda olasılıkla yönünü değiştirerek kentin batı kapısına ulaşan caddeye neredeyse dik açılarla pek çok sokak bağlanmaktadır. Böylece kentteki sokak sistemlerinin nispeten bir düzen içinde oluşturulduğu görülmektedir. Kentin batı kapısı Smyrna’nın antik limanına açılıyor, liman ise bugün Bayraklı Sevgi Yolu olarak bilinen sokağın güneyinde, höyüğün batısında yer alıyor olmalıdır.

Eski Smyrna Höyüğü Athena Caddesi Genel Görünüm
Eski Smyrna Höyüğü Agora İllüstrasyonu
Athena Caddesi, Agora ve Athena Tapınağı, Ressam: Umut Argun

Smyrna’nın Ticaret Ağı

MÖ 9. yüzyıldan Arkaik Dönem’in sonuna kadar Eski Smyrna Ege Denizi’ne açılan limanıyla ticarette önemli bir rol oynamaktaydı. Kentte ilki MÖ 9. yüzyıla tarihlenen sur duvarları ve MÖ 7. yüzyılda taştan inşa edilen Athena Tapınağı bu limanın ve yaratılan ticaret hacminin getirdiği refahı simgelemektedir. Kentte ele geçen Attika, Korinth ve Euboia kökenli seramikler ve Kıbrıs, Mısır, Fenike’den ithal edilen cam, fayans gibi egzotik ürünler, kent limanının Ege ve Akdeniz limanlarıyla ilişkisini ortaya koymaktadır. İç Batı Anadolu’da bulunan Lydia Krallığı ile ilişkileri de Eski Smyrna’yı Lydia ürünlerinin Ege ve Akdeniz limanlarına ihraç edildiği önemli bir merkez konumuna getirmiştir.

Nekropolisler

Eski Smyrna Höyüğü Nekropolis Alanı

Sur Nekropolisi

Yamanlar eteğindeki nekropolisin dışında, kentin çevresinin de zaman zaman mezarlık olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kentin doğu surlarında yapılan çalışmalarda, MÖ 8. yüzyılda kenti koruyan surun tahribinden sonra, sur duvarının yıkıntılarının çoğunlukla çocuklara ait mezarlar için kullanıldığı görülmektedir. MÖ 600 civarında Alyattes’in kenti tahribi sırasında kent surları tekrar tahrip edilmiş ve surlar önde yer alan boşluğa ya da konut alanlarına doğru çökmüştür. Savunma duvarının önünde oluşan bu yıkıntı MÖ 6. Yüzyıl boyunca mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Bu alanda ortaya çıkarılan çok sayıda pithos ve lahit mezara ait kalıntılar hala görülebilmektedir.

Yamanlar Nekropolisi

Eski Smyrna’nın nekropolisi, kentin kuzeyinde, Sipylos Dağı’nın (Yamanlar Dağı) güney eteklerinde yer almaktadır. Yamaçta yer alan en önemli mezar yapısı ise yüksekliği 20 metreyi aşan ve efsanevi Kral Tantalos’a atfedilen tümülüstür. Yapılan incelemeler bu anıtın antik çağdan beri iddia edildiği gibi efsanevi kral Tantalos’a değil, MÖ 7. yüzyılın sonlarında hüküm sürmüş bir yöneticiye ait olduğuna işaret etmektedir. 1930lu yıllarda çok sayıda tümülüs mezarın tespit edildiği alan bugün modern yerleşimin altında kalmaktadır.

Kentin Kuruluş Efsaneleri

Kentin kuruluşu hakkında çeşitli söylenceler mevcuttur. Kentin Amazonlar tarafından kurulduğunu ve hatta bu Amazonlardan birinin isminin Smyrna olduğu rivayet edilir. Bir diğer anlatı ise kentin efsanevi Kral Tantalos tarafından kurulduğu yönündedir. Sipylos Dağı’nın yamaçlarında bulunan tümülüsün anıtsallığından ötürü Tantalos’a atfedilmesinin nedeni de budur. Bir diğer anlatı ise aslen Attika kahramanı olarak bildiğimiz Theseus’un kenti kurduğu yönündedir. Kuruluş efsaneleri bir yana dursun, kentin bir Hellen yerleşimi olduğu tarih de henüz tartışmalıdır. Araştırmacılar, antik yazarların aktardığı verilerle kentin kuruluşu hakkında çeşitli tarihler önermektelerse de, MÖ 3. binyılda ilk kez kurulan kentin kazılarda ele geçen materyallerle bir Hellen yerleşimi henüz MÖ 10. yüzyıldan daha erkene gitmediğini göstermektedir.

Homeros

İlyada ve Odysseia’nın yaratıcısı, Hellen yazınının en önemli şairi Homeros. Varlığı hala tartışmalara konu olan Homeros’un olası doğum yeri de antik yazarlara göre değişmektedir. Kimileri Kolophon, kimileri Khios Adası’nı önerirken bazı yazarlar onun doğum yerinin Smyrna olduğunu aktarırlar. MÖ 8. yüzyıl içinde yaşadığı ön görülen Homeros’un, eğer gerçekten yaşadıysa bu bölgede doğmuş olduğu neredeyse kesindir. Onun doğum yeri olarak atfedilen kentler içinde, MÖ 8. yüzyıla ait kesin arkeolojik kanıtlar sunan en önemli aday ise Smyrna olarak karşımıza çıkmaktadır. Homeros bahsedildiği gibi yaşadıysa, belki de onun yürüdüğü sokaklarda yürüme, destanlarını kaleme aldığı kentin havasını soluma şansının yakalanacağı yegane yer Eski Smyrna’dır.

Araştırma Tarihçesi

İzmir her daim seyyahların uğrak noktası olmuş ve zenginlikleriyle dikkat çekmiştir. Uzun bir süredir insanlık hafızasından silinmiş olan Eski Smyrna, 19. yüzyılda, antik yazarların bahsettiği ancak henüz konumu belirlenememiş bir kent olarak karşımıza çıkmaktadır. Sipylos’un güney yamacında bulunan ve Kral Tantalos’a atfedilen anıt mezar bu tarihlerde seyyahların ilgisini çekmiş ve araştırmaları Eski Smyrna’nın lokalizasyon sorununa çevirmiş, bunun sonucunda kentin yeri 1800'lü yılların başında yeniden belirlenebilmiştir.

Eski Smyrna Höyüğü Cumhur Tanrıver
Prof. Dr. Cumhur Tanrıver

Seyyahlar tarafından konumu belirlenen ve hakkında çok az bilgi sahibi olunan Eski Smyrna’da ilk bilimsel çalışmalar 1930lu yıllarda Helene ve Franz Miltner’in bölgedeki araştırmalarıyla başlamıştır. Bu araştırmanın raporu, 1948-1951 yıllarında Ankara Üniversitesi ve Atina İngiliz Arkeoloji Enstitüsü işbirliğiyle, Ekrem Akurgal ve John Manuel Cook başkanlığında yürütülen ilk sistemli kazı çalışmalarına da öncülük etmiştir. 1948-51 yıllarında yürütülen çalışmalarda, kentin sivil yerleşimi, kamu yapıları ve savunma yapıları hakkında çok sayıda veri elde edilmiş ve kentin tabakalanması ana hatlarıyla belirlenebilmiştir. 1966 yılına kadar ara verilen çalışmalara Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında yeniden başlanmış ve 1992 yılına kadar süren ikinci dönem çalışmalarında kentin MÖ 2. binyıl tabakaları, Athena Tapınağı, ve Demir Çağı yerleşim tabakaları araştırılmıştır. Bu dönemde, kentin ilk kez kurulduğu MÖ 3000 yıllarından kentin terk edileceği MÖ 4. yüzyıla kadar kesintisiz olarak devam eden yerleşim tabakaları tespit edilmiştir. Prof. Dr. Meral Akurgal başkanlığındaki üçüncü dönem kazıları, 1993-2013 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Bu döneme ait çalışmalarda, kent içi yapılara, kent surları ve kapılarına yönelik kazılara ağırlık verilmiştir. Kazı çalışmaları, 2014 yılından itibaren, Ege Üniversitesi adına Prof. Dr. Cumhur Tanrıver başkanlığında sürdürülmektedir.