MS 200

Smyrna Antik Kenti

Smyrna Antik Kenti

Bayraklı'daki eski yerleşime sığmayan ve Hellenistik Dönem'de yeni lokasyonuna taşınan Smyrna, hızla gelişerek büyük bir ticaret kenti haline dönüşecek, Roma İmparatorluk Çağı'nda ise en parlak dönemine girecektir. MS 2. yüzyılda sınırları Kadifekale'den Konak'a, Eşrefpaşa'dan Halkapınar'a kadar uzanan büyük bir Roma kenti olan Smyrna Antik Kenti'nin kalıntıları Konak ilçesinin Çankaya semtinde görülebilmektedir.

Smyrna Antik Kenti Belgeseli

Kentin Yeniden Kuruluşu

Büyük İskender'in Rüyası

“Kutsal Meles Çayı kenarında yer alan Pagos Tepesi (Kadifekale) eteklerine yerleşecek İzmirliler, eskisinden dört kat daha mutlu olacaklardır. İzmir’in MÖ 4. yüzyılın sonunda Kadifekale-Kemeraltı ekseninde yeniden inşasına vesile olan bu kehanet, Büyük İskender’in bir rüyası ardından alınmıştır. Antik yazarlardan Pausanias’ın anlatımına göre Nemesis Kutsal Alanı’nda avlanırken yorgun düşen Büyük İskender, ulu bir çınarın altında uykuya dalmıştır.

Rüyasında gördüğü iki Nemesis Büyük İskender’e, kenti uykuya daldığı Pagos Tepesi’nde yeniden kurmasını söylemiştir. Bunun ardından Büyük İskender, rüyasının anlamını dönemin en ünlü kehanet merkezlerinden biri olan Apollon Klaros Kutsal Alanı’na (İzmir, Ahmetbeyli Köyü) danışmıştır. Yukarıda bahsedilen kehanetin verilmesi, Pagos yamaçlarında yeni bir kentin kurulmasına önayak olmuştur. Büyük İskender’in İzmir’den ayrılmasının ardından onun komutanlarından önce Antigonos Monophtalmos ve ardından gelen Lysimakhos tarafından İzmir, Kadifekale’nin eteklerindeki yeni yerinde inşa edilmiştir. Smryna yeniden kuruluşundan sonra ilerleyen yüzyıllarda Batı Anadolu’nun ünlü kentleri olan Ephesos (Efes) ve Pergamon (Bergama) ile yarışacak, Geç Roma Dönemi’nde onları zenginlikte ve büyüklükte geride bıracaktır.

Büyük İskender'in rüyasını betimleyen sikke, Smyrna Antik Kenti
Büyük İskender'in rüyasını betimleyen sikke.

Lysimakhos ve Eurydikeia

Kentin Pagos eteklerine taşınmasıyla birlikte, yeni İzmir’de birçok inşa faaliyeti görülmüştür. Kent suru, liman tesisleri ve tapınaklar gibi anıtsal nitelikli kamu yapılarının inşasına başlanmıştır. Kentin imar faaliyetlerinde önemli bir rol oynayan Makedonya Kralı Lysimakhos, Hellenistik Dönemde sıkça görülen bir uygulama olan hanedan ailesi fertlerinin isimlerinin kentlere verilmesi geleneğine uygun olarak aynı tarihlerde yeni yerinde yeniden kurulan yüzlerce yıldır Ephesos adı ile bilinen kentin adını kendi eşinin adıyla Arsinoeia, benzer biçimde yeni yerinde yeniden kurulan ve binlerce yıldır Smyrna adı ile bilinen İzmir’in adını kızının adıyla Eurydikeia olarak değiştirmiştir. Ancak bu değişim köklü gelenekleri üzerini örtememişi, kralın ölümüyle birlikte hem Ephesos hem de Smyrna eski adlarını almıştır.

Roma Dönemi’nde Smyrna

Hellenistik Dönem ile birlikte Smyrna, en gözde Hellen kentlerinden biri haline gelmiştir. Coğrafyacı Strabon’un “şimdi o bütün kentlerin en güzel olanıdır.” şeklinde tanımladığı Smyrna, bu cazibesini sahip olduğu mimari yapılara ve kent planına borçluydu.

Smyrna Antik Kenti Roma Dönemi Kent Planı
Smyrna Antik Kenti, Roma Dönemi Kent Planı, Smyrna Kazıları Arşivi.

Kent Planı

Günümüze benzer biçimde İzmir’in güneşli sokaklarına değinen Aristides, Smyrna’nın bir kenti meydana getiren sur, stadion, hippodrom, tiyatro, tapınak, liman, gymnasion, hamam, çeşme ve agora yapılarının tamamına ve çok sayıda sahip olduğuna işaret eder. Antik yazarlar tarafından Hellen kentlerinin olmazsa olmazı olarak anılan bu yapıların tümü Smyrna’da belirli bir düzen içerisinde karşımıza çıkmaktadır.

Smyrna, birbirini dik kesen sokak ve caddeleri, bu caddelerin birleştiği noktalardaki anıtsal yapıları, kentin hemen hemen merkezinde yer alan ve ana caddelerin kesiştiği noktada yer alan agorası ile dönemin şehircilik anlayışını yansıtan önemli bir kentti. Doğuda Pagos’tan (Kadifekale) ile batida Kemeraltı (antik liman), güneyde Altıntaş-Değirmentepe’den kuzeyde Basmane-Çankaya-Pasaport ekseninde yayılan kenti kucaklayan şehir suru bugün birkaç noktada korunmuştur. Kültürel, siyasal, sosyal ve ticari birçok aktivitenin gerçekleştiği ve antik kentlerin kalbi olarak nitelendirilen agora, kentin merkezi konumundaydı. Kemeraltı kentin ilk, Pasaport-Montrö Meydanı ekseninde ise kentin ikinci limanı bulunuyordu. Kadifekale’nin denize bakan yamaçlarında körfeze hakim konumda kentin tiyatrosu ile stadionu inşa edilmişti.

177 Depremi, Aelius Aristides ve Marcus Aurelius

Smyrna, MS 177/8 yılında büyük bir deprem yaşamıştır. Kentte yaşanan tahribatın yaraları, Mysia/Hadrianoutherai (Balıkesir civarı) kentinde doğan, dönemin önde gelen hatiplerinden Aelius Aristides sayesinde giderilmiştir. Yaşamının büyük bölümünü Smyrna’da geçiren Aelius Aristides, hitabet yeteneğini Smyrna yararına kullanarak, dönemin Roma İmparatoru Marcus Aurelius’u kente yardım etmek konusunda ikna etmiştir. İmparator Marcus Aurelius’un mali yardımları sayesinde Smyrna yeniden doğmuştur. Bu nedenle de Smyrnalılar Aelius Aristides’in bronz bir heykelini agoraya dikerek onu onurlandırmışlardır. Ayrıca, Smyrnalılar Agora’ya girişi sağlayan çift kemerli kapı üzerinde, Marcus Aurelius ve eşi Faustina’nın portrelerini yerleştirerek hanedan ailesine şükranlarını sunmuşlardır.

Smyrna Antik Kenti Agora Giriş Kapısı Üzerindeki Faustina Portresi
Smyrna Agorası, Faustina Kapısı'nın kilit taşında yer alan Faustina rölyefi, Area Müzecilik Arşivi.

Agora

Antik Çağ’da her kentte olduğu gibi kentin “kalbi” olarak tanımlanan agora, kuşkusuz Smyrna’nın da en önemli kamusal alanı idi. İlk kez MÖ 3. yüzyılın başlarında kent yeni baştan inşa edilirken ticari ve idari yapılar için rezerv alan olarak bırakılan Smyrna Agorası, kentin merkezinde, kentin ızgara planına uygun olarak konumlandırılmış dikdörtgen bir alanı kapsamaktadır. Kentin idari, siyasi, adli, ticari ve kültürel hayatının çekirdeği olan agora, tüm bu özellikleri ile bir “devlet agorası” olarak tanımlanabilir.

MÖ 2. yüzyıla gelindiğinde, Pergamon Krallığı zamanında, daha önce rezerv alan olarak bırakılmış olan alanın dört kenarında stoalar inşa edilmiştir. Stoalar agoranın meydanına bakan cephesi sütunlu olan bir yandan insanların güneş, yağmur gibi iklim şartlarından koruyan diğer yandan da ticari faaliyetlerin sürdürüldüğü ince uzun yapılardır. MS 1. yüzyılın başına gelindiğinde ise artan nüfus ve yoğunlaşan ticari faaliyetler sonucunda yenilenerek büyütülmüştür.

Agora avlusunda, kentin önemli şahsiyetleri, günleri ve yapılan anlaşmaları için dikilmiş anıtlar, heykeller, mermerden exedralar (oturma bankları) bulunuyordu. Ayrıca onuruna dini törenlerde düzenlenerek adaklar adanan halkın saygı gösterdiği tanrı ve tanrıçaların sunakları yer alıyordu.

Agoranın kuzeyinde yer alan ve son şeklini MS 2. yüzyılın sonunda alan anıtsal Bazilika yapısı, kentin borsası ve adli işlerinin görüldüğü bir mekândı. İki katlı bazilikanın bodrum katındaki galerilerde MS 2. ile MS 4. yüzyıl arasına tarihlendirilen ve bu dönemin günlük yaşamını aktaran kazıma ve boya ile yapılmış duvar yazıları bulunmaktadır. Bununla birlikte dört galeriden oluşan bodrum kat depolama amaçlı olarak kullanıldığı gibi kuyumcu, kemik obje satıcıları, kumaşçılar ve sandalet satıcıları gibi parekende satış yapılan küçük mekan ve tezgahlara sahipti. Üst iki kat ise borsacılar ve ticaret erbabı tarafından kullanıldığı gibi alt kat adli işler için de kullanılıyordu. Öte yandan agoradaki yapılarda kullanılan mermerlerin çeşitliliğinin Anadolu ve Akdeniz’in farklı bölgelerindeki taş ocaklarını işaret etmesi kentin geniş ölçekli ticaret ağını yansıtmaktadır.

Agora çevresinde, Batı Portiko’ya bitişik bir Kent Meclis Binası (Bouleterion), “Mozaikli Salon” olarak adlandırılan bir kamu yapısı ile bir hamam ve gymnasium ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, bir arşitrav bloğu üzerindeki yazıttan hareketle agora yakınında bir Nemesisler Tapınağı’nın olabileceği ya da Batı Portiko’nun bu tanrıçalara adanmış olabileceği önerilir. Batı Portiko’ya bitişik bulunan Faustina Kapısı’ndan başlayıp liman ve Kemeraltı’na doğru yönelen Faustina Caddesi, Bazilika’nın önünden geçen Agora Kuzey Caddesi ve bu iki caddeyi birbirine bağlayan Bouleuterion Caddesi agoranın çerçevesini oluştururlar. Smyrnalılar'ın günlük hayatının büyük kısmını geçirdiği agora, ilerleyen süreçte giderek bu özelliğini kaybetmeye başlamış, MS 7. yüzyıla gelindiğinde, bu tarihten sonra kentin küçülmesiyle de bağlantılı olarak işlevini kaybetmiş ve zamanla bir mezarlık alanına dönüşmüştür. Önemli bir liman kenti olan Smyrna’da bugün yeri bilinmemekle birlikte, limana yakın konumda ve ticari fonksiyonları öne çıkan ikinci bir agoranın olduğu düşünülmektedir.

Agora Bazilikası Graffitileri

Agoranın kuzey kenarında yer alan üç katlı ve yaklaşık 160x30 m boyutları ile antik dünyanın oldukça büyük boyutlu yapılarından biridir. Yapının en çarpıcı özelliklerinden biri, bodrum katında yer alan dönemin İzmirlilerinin parmak izleri olarak görülebilecek duvar yazılarına sahip olmasıdır.

Dört galeriden oluşan bodrum katında, güneyde yer alan iki galeride, kazıma ve boya ile yapılmış yazı ve resimler vardır. Bölme duvarları ve taşıyıcı kemerlerin ayakları üzerindeki sıvalarda bulunan boyalı yazı ve resimler meşe kömürü ve demir oksit ile yazılmış ve çizilmişlerdir.

Kazıma ve boyalı yazılar ve resimler arasında genel olarak çeşitli dualar, bilmeceler, kelime oyunları, kişi isimleri,, hastalıklar, kent adları bulunmaktadır. Smyrna ve Ephesos rekabeti yansıtan bir örnekte, bir Smyrnalı tarafından yazıldığı tahmin edilen: “Asia’nın birincilerine” ifadesinin içine, belki bir Ephesoslu tarafından daha küçük boyutta “Ephesoslular” yazıldığı görülmüştür. Ayrıca bu rekabete Sardeis ve Tralleis’in dâhil olduğunu gösteren yazılar da bulunmuştur.

Desteklenen sporcu isimleri, “falancanın yeri” gibi mekân sahiplenme sözleri, dua ve adak metinleri, kodlanmış isimler ve aşk ifadeleri diğer yazılar arasındadır. Örneğin: “Numarası 1308 olan bir kadını seviyorum.” ifadesi, Tykhe isminde bir kadının kodlanmış adıyla ilişkili olmalıdır. Bir başka grubu, göz ve göz sağlığı için yazılan ibareler oluşturur. Öte yandan, Hristiyanlık ile ilişkilendirilen ifadeler de bulunmaktadır.

Resimler arasında büyük boyutlu ticaret ve savaş gemileri, bereket sembolü Priapos tasvirleri öne çıkmaktadır. Dönemin en gözde gösterilerini sergileyen gladyatörler, bazılarının üzerinde isimleri de yer alacak şekilde resmedilmiştir. Ayrıca kuş, balık, belki sıradan insanlar, tapınaklar, çifte balta (Labris) ve çok sayıda geometrik ve bitkisel tasvirler bulunmaktadır.

Tüm bu konu çeşitliliği ve özgünlüğü ile graffitolar, Smyrna’daki dönemin günlük yaşamına dâhil olma şansı tanımaktadır. Dönemin İzmirlisinin hayatına dokunmayı mümkün kılan graffitolar tüm bu özellikleriyle eşsiz kolleksiyonlardan biridir.

Hamamlar

MS 2. yüzyılda yaşamış olan Aelius Aristides, Smyrna’da çok sayıda hamam ve gymnasium olduğundan, insanın bu güzel hamamlardan hangisinde yıkanacağını bilemediğinden söz eder. Arkeolojik kazılar sonucunda bugüne kadar bu hamamlardan üç tanesi tespit edilmiştir. Basmane’deki hamama dair veriler, tonozlu bir alt yapı ve birkaç mermer mimari elemandan ibarettir. Bir diğer hamam kalıntısı ise Kemeraltı’nda ortaya çıkarılmış olup deniz yoluyla gelenlere hizmet ettiği anlaşılmıştır. Günümüzde arkeolojik kazıların devam ettiği üçüncü hamam ise, Smyrna Agorası’nın kuzeybatısında, kent planına göre Agora Kuzey Cadde ve Bouleuterion Caddesi’nin kesiştiği noktadadır.

Bu hamamın ana taşıyıcı sistemine ait paralel iki büyük kemer ile yapının doğu kanadına ait hypocaust (taban altı ısıtması) sisteme sahip caldarium (sıcaklık) ve tepidarium (ılıklık) bölümleri ile 'Apsisli Salon' olarak adlandırılan mermer taban döşemelerine ve mermer kaplı duvarlara sahip büyük bir salon ortaya çıkarılmıştır. Hamam yapısı bulunduğu yerdeki topografik eğrilerin yarattığı dezavantajı ortadan kaldırmak üzere tümüyle tonozlu galeriler üzerinde yükselmektedir.

Smyrna Tiyatrosu

Smyrna Agorası ile Kadifekale arasındaki yamaçta yer alan Smyrna Tiyatrosu son yıllarda ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Bugünkü bulgulara göre, MÖ 1. yüzyıl veya hemen öncesinde inşa edilmiş olan tiyatro, ilki MS 54’te, İmparator Claudius zamanında ve ikincisi MS 177/8 yılında yaşanan depremlerin ardından onarım geçirmiştir. Tiyatro antik yazarlardan Vitruvius’un övgüyle bahsettiği, hemen yakınında işlevsel bir portikoya sahip olması nedeniyle diğer kentlere örnek gösterilmektedir.

Bağımsız duran veya hemen yakında bulunan kutsal alana ait olan bu portiko yağmurlu havalarda izleyicilerin sığınmasına ve oyuncuların ekipmanlarını saklamasına olanak sağlıyordu. Antik yazarlardan bir diğeri olan Aristides’in kentin diğer yapıları arasında saymaktan başka bilgi vermediği tiyatronun sürdürülen kazı çalışmaları en dolu olduğu zamanda 21 bin izleyici kapasitesi ile Akdeniz’in en büyük tiyatrolarından biri ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Kadifekale (Akropol)

Smyrna’nın Akropol tepesi olarak bilenen Kadifekale kentin ilk inşası sırasında, Hellenistik Dönem'in başında kentin güvenlik sisteminin merkezi ve en kutsal alanı olarak seçildi ve surla çevrelendi. Aynı zamanda bir iç kale olarak değerlendirilen Kadifekale 3 metre kalınlığında ve dönemin inşa tekniğine uygun olarak bosajlı bloklardan oluşan bir surla çevrelenirken diğer yandan da bu sur hattı yuvarlak veya dörtgen planlı kulelerle desteklendi. Kadifekale surları Geç Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde onarımlar ve eklentilerle günümüze kadar ayakta kalmıştır. Kulelerin desteklediği surlara ait epigrafik kanıtlar, kulelere tanrı ya da tanrıça isimleri verildiğini göstermiştir.

Kadifekale Kartpostal

Kent Surları

Şehir surlarına ilişkin bugün için Basmane mevkinde iki nokta dışında bilgimiz bulunmamaktadır. Ancak özellikle 19. yüzyılda yapılan kent planı çalışmalarından kent surlarının takip ettiği hatlar bilinmektedir. Artemis, Leto ya da Herakles gibi isimler verilen kulelerin saldırılara karşı koruyucu olarak kutsandığı gözlenmektedir. Smyrna surlarının Geç Roma ve Geç Antik Çağ’da imparatorluk topraklarındaki asayiş sorunları ve Müslüman Arapların İzmir’e ulaşmaları öncesinde onarımlar geçirdiği bilinmektedir.

İzmir Limanı

MÖ 129 yılında Roma'nın Batı Anadolu topraklarını fethetmesiyle başlayan Roma egemenliği, Geç Antik Çağ'ın sonuna kadar devam etmiştir. Bu dönemde Smyrna diğer bütün kentler gibi, içişlerinde bağımsız olmakla birlikte Roma’ya bağlı bir kent olarak varığını sürdürmüştür.

Smyrna’nın öne çıkan en önemli özelliklerinden biri, bugün de olduğu gibi sahip olduğu limanları idi. Özellikle MS 2. yüzyılla birlikte Ephesos kentinin Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizle olan bağlantısını kaybetmeye başlamasıyla Smyrna liman ticaretinde ön plana çıkmaya başlamıştır. İzmir Limanı Hellenistik ve Roma Dönemi'nde deniz ticaret rotaları üzerinde yer alıyordu. Bu nedenle Smyrna'da yapılan arkeolojik kazılarda Mısır’dan Yunanistan’a, İtalya’dan Kuzey Afrika’ya kadar her noktadan gelen ürünlere ulaşılmıştır.

Bizans Dönemi’nde imparatorluk Yunanistan ve Batı Anadolu kıyılarına tutunacak kadar ancak küçüldüğünde ve İstanbul’un Haçlılar tarafından istila edilmesi (1204-1261) sırasında devletin en önemli askeri limanı ve tersanesi olmuştur.

Tapınaklar ve Homereion

Homeros, sahip olduğu şöhret nedeniyle, antik dönemde birçok kent tarafından sahiplenilmiş ve birçok kent Homeros’un doğum yerini kendi toprakları olarak göstermiştir. Bu kentlerin başında Smyrna gelmektedir. Ancak antik yazarlardan biri olan Strabon’dan öğrendiğimize göre Smyrna’da Homeros’a adanmış Homereion adı verilen bir yapı bulunuyordu. Bununla yetinmeyen İzmirliler büyük ozan Homeros’u kent sikkeleri üzerine de bastıkları gibi heykellerini de yapmışlardır.

Yerleri bilinmese de kentte Zeus Olympos, Dionysos, Apollon, Asklepios, Ana Tanrıça (Metroon), Roma ve Augustus Tapınakları vardı ve aynı zamanda tüm diğer Yunan ve Roma tanrılarına saygı gösterilmekteydi.

Geç Antik Çağ'da Smyrna

Konstantinos I’in (Büyük Konstantin) (MS 305-337) bir Yunan kenti olan Byzantion’un üzerine inşa ettirdiği ve adını verdiği yeni kent Konstantinopolis’in (İstanbul) imparatorluğun yeni başkenti olarak karşımıza çıktığı bu yüzyılda Theodosius I imparatorluğu fiilen ikiye bölmüş, İmparatorluğun batı yarısını Honorius’a, doğu yarısını ise Arkadius’a bırakmıştır.

İmparator Arkadius (395-408) zamanında, Prokonsül (Vali) olan Anthypatos Anatolios tarafından Smyrna’nın surlarının bir kısmı yeniden yaptırılmış ve imparatorun adı verilmiştir. MS 4. yüzyılda Doğu Roma ordusunda paralı asker olarak görev yapan Gothların çıkardığı huzursuzluklar ve yine İçbatı Anadolu’da yerleşik Gothların yarattığı talan ve zararlar ile Pisidia (Göller Bölgesi) ve Pamphylia (Antalya Bölgesi) arasındaki dağlık bölgede yaşayan İsaurialılar'ın ayaklanmasının yarattığı asayiş sorunları Anatolios’un Smyrna’nın surlarını hızla gözden geçirmesine neden olmuştur.

MS 5. yüzyılda, Hırıstiyanlığın en eski topluluğuna evsahipliği yapan Smyrna Kilisesi artık bağımsızlığına kavuşmuş, Nikaia (İznik) Konsülü’nde, Ephesos Kilisesine bağlı olan Smyrna Piskoposu bağımsız başpiskopos olarak tanınmıştır. Nitekim 5. yüzyılda Smyrna'da artık Hıristiyan inancın tüm halk katmanlarında saygı gördüğünü arkeolojik kazılarda ele geçen çok sayıda ampulla (hacı yağı şişeleri) örneğinden anlamak mümkün olmaktadır.

Doğu Roma/Bizans toprakları İmparator Maurikios’un öldürülüp Phokas’ın iktidara gelmesi ardından anarşi ve iç savaş ile karşı karşıya kaldı. İktidara gelmesinde desteğini aldığı Maurikios’un öldürülüşünün intikamını almak bahanesiyle Sasani Kralı II. Hüsrev Perviz’in orduları 609 yılında Anadolu’yu boylu boyunca geçerek Sardis ve Ephesos’a ulaşarak bu kentleri yağma ve tahrip ettikleri bilinmektedir. Sasaniler'in Smyrna’ya ulaştıkları veya zarar verdiklerine ilişkin bir bilgiye sahip olmamamıza karşın İmparator Heraklios (610-641) zamanında Basmane mevkinde ele geçen bir yazıttan öğrenildiğine göre, Smyrna surları savunma görevini yapabilecek şekilde ayakta idi.

Sasaniler'in ardından, 7. yüzyılın ikinci yarısında Smyrna özellikle İstanbul’u ele geçirmeye dönük talepler ile hareket eden Müslüman Araplar, 654 yılında Suriye Valisi Muaviye zamanında ve 672 yılında Muhammed İbni Abdallah komutasındaki bir Arap donanması tarafından işgal edilmiştir. 672’de kışı Smyrna’da geçiren Müslüman Emevi Arapları 673’ten başlayarak İstanbul’u 5 yıl boyunca kuşattılarsa da kenti ele geçiremeyince İstanbul’dan ve Smyrna’dan çekildiler. Altınpark Arkeolojik Alanı’nda tespit edilen konutların yangın ile son bulmuş olmalarını, 7. yüzyıldaki bu işgaller ile ilişkilendirmek mümkündür.