MÖ 6500

Yeşilova Höyüğü

Yeşilova Höyüğü

Yeşilova Höyüğü’nün keşfinden önce İzmir’in kuruluş tarihinin günümüzden 5000 yıl önceye kadar geri gittiği düşünülüyordu. Neolitik Çağ'a tarihlenen bu höyüğün keşfiyle birlikte kentin kuruluş tarihi 3500 yıl daha geriye gitmiş, İzmir’i kesintisiz olarak yaşanan dünyanın en eski şehirlerinden biri yapmıştır.

Yeşilova Höyüğü Belgeseli

İzmir'in İlk Sakinleri

İzmir’in ilk sakinleri günümüzden 8500 yıl önce, Bornova Ovası’nda, Manda Çayı’nın kıyısında ilk yerleşim alanlarını kurdular. O tarihlerde deniz seviyesi daha düşük, bu nedenle kıyı çizgisi günümüze göre birkaç kilometre daha gerideydi. Kendilerine verimli ve sulak bir arazinin ortasında, denizden çok da uzak olmayan bir noktada, sürekli esen rüzgar sayesinde havadar ve belki de en önemlisi sineklerin barınamadığı avantajlı bir konum seçmişlerdi.

Saz ve ağaç dallarından yapılmış ilk kulübelerini buraya inşa ettiler. Tohum ekmeyi, bitki yetiştirmeyi ve zamanı gelince hasat yapmayı biliyorlardı. Köylerine gözcülük eden köpekleri, etlerinden ve derilerinden faydalanmak için baktıkları evcil hayvanları vardı. Zengin bir doğanın ortasında, tarım, hayvancılık, avcılık ve balıkçılık yaparak besleniyorlardı. Zaman içerisinde saz ve ağaç dallarının üzerini çamurla kaplayarak daha kalıcı ve korunaklı evler inşa etmeye başladılar. Yuvarlak planlı ve büyük boyutlu bu yeni evler kalabalık aileleri barındırabilecek boyuttaydı.

İlk İzmirliler’in nüfusu artıyordu. Zaman içerisinde ev yapımında ustalaştılar. Taş temelli, dikdörtgen planlı, birbirlerinden birkaç metre mesafeyle ayrılmış çok sayıda yapı inşa ettiler. Bunların bir kısmı konut olarak kullanılırken, bir kısmı taş ve dokuma işliği, çanak çömlek atölyesi gibi özel çalışma alanları olarak ayrılmıştı.

Yaklaşık 800 yıl boyunca yaşamın kesintisiz biçimde devam ettiği Yeşilova’da hayat yavaş yavaş zorlaşmaya başlamıştı. Düz bir arazide bulunmalarından ötürü sürekli taşkınlarla mücadele eden, arazinin alüvyonla dolarak yükselmesi nedeniyle nesiller geçtikçe yeniden kurulan yerleşim, MÖ 5700 yılında gerçekleşen yangının ardından tamamen terkedildi.

Yaşanan 200-300 yıllık boşluktan sonra Güneydoğu Avrupa kökenli olduğu tahmin edilen bir topluluk, Yeşilova ve 800 metre ilerisindeki Yassıtepe’ye yerleştiler. Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan, Neolitik Çağ ile Tunç Çağı arasındaki bu 3000 yıllık dönem, Yassıtepe Höyüğü’nde ve Yeşilova Höyüğü’nün üst katmanlarında tespit edilen yerleşim izleriyle İzmir tarihindeki bir başka boşluğu dolduruyordu.

Yeşilova Höyüğünün Konumu

Yeşilova Höyüğü Nerede?

Yeşilova Höyüğü İzmir'in Bornova ilçesinde, Karacaoğlan Mahallesi sınırları içerisinde kalmaktadır. İzmir kent merkezine 10 km, Bornova ilçe merkezine ise 4 km uzaklıktadır. İzmir çevre yolunun Yeşilova bağlantı noktasından çıkış yapılarak Yeşilova Höyüğü'ne ve ziyaretçi merkezine ulaşılabilmektedir.

Yeşilova Höyüğü Nasıl Keşfedildi?

2003 yılında, Bornova Ovası’nın ortasında, sonradan otoyol kavşağının yapılacağı arazide, İzmir tarihini değiştirecek bir keşfe imza atılmıştır. Arazide yapılan hafriyat çalışmaları sırasında buradan alınan toprak Buca’da bir parka dökülür. Parka dökülen toprakta taş alet ve çanak çömlek parçalarının olduğunu gören duyarlı bir İzmirli (emekli resim öğretmeni Ali Beke Özkan) yetkililere haber verir. Müzenin topladığı çanak çömlek parçalarında yapılan ilk inceleme, şaşırtıcı bir sonuç bir ortaya koyar. Parçalar Neolitik Çağ’ı işaret etmektedir. Toprağın alındığı alanda yapılan yüzey araştırması da bu bulguları destekleyince İzmir tarihinin giriş sayfaları yeniden yazılmaya başlanır.

Yeşilova Höyüğü Kazı Ekibi
Yeşilova Höyüğü Kazı Ekibi, 2021.

İlk arkeolojik kazı çalışmaları, 2005 yılında İzmir Arkeoloji Müzesi ortaklığında Ege Üniversitesi adına Doç. Dr. Zafer Derin’in bilimsel danışmanlığında gerçekleştirilmiştir. 2008 yılından bu yana arkeolojik kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ege Üniversitesi adına Doç. Dr. Zafer Derin’in kazı başkanlığında sürdürülmektedir. Höyüğün kuzeydoğusunda yeni bir yerleşim alanı Yassıtepe Höyüğü de kazıların başladığı 2005 yılında keşfedilmiş, 2010 yılından itibaren Yeşilova Höyüğü ile birlikte kazılmaya başlanmıştır.

Yeşilova Höyüğü Havadan Görünüm

Arkeolojik Bilgi

Yeşilova Höyüğü, Bornova ilçesinde, Karacaoğlan mahallesi sınırları içerisinde, Manda Deresi ile Gökdere’nin birleştiği noktada yer almaktadır. Bornova Ovası’nın tam ortasında yer alan bu bölge İzmir’in tarih öncesi dönemde ilk yerleşimcilerine ev sahipliği yapmıştır. Ovada Yeşilova Höyüğü ile birlikte tarih öncesi döneme tarihlenen 5 höyük bulunmaktadır. Yeşilova Höyüğü bu yerleşimler arasında en eskisidir.

Bugün kalın bir alüvyon tabakası altında kalmış olan yerleşim, 70,000 m2'den fazla bir alanı kaplamaktadır. Yeşilova Höyüğü’nde Neolitik Çağ’dan Roma Dönemi’ne kadar bir çok farklı kültürün yaşadığı tespit edilmiştir. Arkeolojik kazılar sonucunda bu kültürlerin üst üste 14 yerleşim tabakası oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu tabakalar sırasıyla Roma Dönemi, Tunç Çağı, Kalkolitik Çağ ve Neolitik Çağ olarak 4 ana kültür katında gruplanmaktadır. Bu kültür katları arasında en eski ve en kalın tabaka Neolitik Çağ’a aittir.

Kendi içerisinde 3 alt evreye bölünmüş olan Neolitik Çağ tabakası içerisinde üst üste 10 mimari katman tespit edilmiştir. Bu katmanlar arasında bulunan çamur-kil tabakaları yerleşimin sık sık sel ve taşkınlarla mücadele ettiğini, tahribat yaşayan yerleşimlerini tekrar kurduklarını göstermektedir. Neolitik Çağ’ın sonlarına doğru gelişen yerleşim Yassıtepe Höyüğü’ne doğru genişlemiştir. MÖ 5800-5700 yılları arasında yaşanan büyük bir sel Neolitik yerleşimin sonunu getirmiştir.

Yaklaşık bin yıllık bir aradan sonra Kalkolitik Çağ’da farklı bir kültürel grup aynı alana tekrar yerleşmiştir. Ancak Kalkolitik Çağ içerisinde, ovadaki yaşam büyük oranda Yassıtepe ve İpeklikuyu höyüklerinin bulunduğu alana kaymıştır. Kalkolitik Çağ’ın ardından Tunç Çağı’nda tamamen alüvyonlu toprağın altında kalmış olan Yeşilova Höyüğü’nün bulunduğu alan mezarlık olarak kullanılmıştır. Son olarak Roma Dönemi’nde, özellikle Geç Antik Çağ’da bölgede çiftlik evleri şeklinde seyrek bir yerleşimin olduğunu gösteren buluntular ele geçmiştir.

Yeşilova Höyüğü Kuşbakışı 3D Render

Yeme İçme Kültürü

İzmir’i kendilerine yurt edinen ilk Neolitik topluluklar avcı-toplayıcı yaşama devam etmişler, yabani doğadan topladıkları meyve, bakliyat ve yemişlerin yanı sıra protein ihtiyaçlarını avcılık ve balıkçılık yaparak sağlamışlardır. Yaban domuzu ve alageyik avlamışlar, deniz kıyısındaki sığ sulardan istiridye, kum midyesi ve çeşitli kabuklu deniz hayvanları toplamışlardır. Deniz seviyesinin yükseldiği ve kıyı çizgisinin Yeşilova’ya daha yakın olduğu Neolitik Çağ’ın sonlarında İzmirlilerin deniz mahsülü tüketimi de artmıştır. Höyükte bu dönem tabakalarında çok sayıda vatoz balığı, çipura, salyangoz, çift kabuklu midye ve deniz minaresi kemiği ele geçmiştir.

Yeşilova’da kurulan yerleşimin kalıcı hale gelmeye başlamasıyla gıda temininde tarım ve hayvancılık ön plana geçmiştir. Buğday, arpa gibi tahılların yanı sıra, mercimek ve nohut gibi bakliyatları ekmişler, sığır, koyun ve domuz yetiştirmişlerdir. Kalıcı yerleşim ve öngörülebilir besin üretimi sayesinde İzmirliler’in nüfusu ve Yeşilova’daki hane sayısı artmaya başlamıştır. Hasat sonrası elde edilen artı ürün ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere depolanmıştır.

Yeşilova Höyüğü Midye Kabukları
Yeşilova Höyüğü Avlanma

Üretim ve Kullanılan Araçlar

Metalin henüz bilinmediği Neolitik dönemde, aletler taş ve kemikten yapılıyordu. Çakmaktaşı sert, sağlam ve kolay bulunan bir taş olması nedeniyle en rağbet gören çeşidiydi. Çakmaktaşından daha kaliteli aletler üretmek istendiğinde ticaret yoluyla elde edilen obsidyen kullanılıyordu. Çakmaktaşı ve obsidyen işlenerek delici, kesici, kazıyıcı ve ok ucu gibi çeşitli aletler üretiliyordu. Ezgi taşları genellikle bazalt taşından yapılmaktaydı.

Kemik elde etmek, avcılık ve özellikle de hayvancılık sayesinde oldukça kolaydı. Hayvanların kol, bacak, kaburga kemikleri ve boynuzları alete dönüştürülüp kullanılıyordu. İşlenerek ucu sivriltilip alet haline getirilen kemik parçaları genellikle dericilik alanında kullanım görüyordu.

Dönemin önemli tüketim ürünleri arasında yer alan deniz mahsülleri üretim faaliyetleri için de ayrıca önem taşıyordu. Deniz kabuklarından, kolye, bileklik gibi süs eşyaları üretiliyordu. Çömlekçilikte üretimin bir parçası olan deniz kabukları, ticaret açısından da önem taşıyordu. Pişmiş topraktan yapılan araçlar arasında çanak çömlekler ve pişmiş toprak mühürler öne çıkmaktadır. Yine pişmiş topraktan üretilen ağırşaklar, dokumacılık için kullanılmaktaydı.

Yeşilova Höyüğü Taş Buluntular
Yeşilova Höyüğü Taş Buluntular

Neolitik Konut Mimarisi

Tarım ve hayvancılığın bir getirisi olan yerleşik yaşamın temelinde barınma ihtiyacı yatmaktadır. 2.00-2.30 m yükseklikte doğal, alüvyon bir tepecik üzerine kurulan Yeşilova’nın ilk yerleşimi, bugünkü ova seviyesinden yaklaşık 4 m daha derindedir. İlk yerleşim evresinde, oval ya da dörtgen planlı, kerpiç duvarlı, çamur sıvalı dal örgülü, saz örtülü kulübeler görülmektedir.

Bahsedilen kulübelerin etrafında günlük işleri görmek için ocakların olduğu bilinmektedir. MÖ 6000-5700 yıllarına gelindiğinde Neolitik Dönem’in Rönesansı olarak kabul edilen evrede, Neolitik Dönem’in en kalabalık süreci yaşanır. Yüzey toprağından 1 ile 2 metre aşağıda kalan tabakada, taş temelli ve çukur tabanlı inşa edilmiş evlerin varlığı bilinmektedir. Ayrık planda inşa edilmiş evlerin genellikle batısında taş platformlar vardır. Tahıl ve toprak öğütmek için bölümlere de sahip konutlar tek odalı olarak inşa edilmiştir. Evlerin girişleri güneye bakan uzun duvarların ortasında yer alır. Evlerin arasında kalan alanlar işlik olarak kullanılmıştır. Bu evrede fırınlar mekân içlerinde ya da ortak avlularda bulunmaktadır. Mekânların çatısının ağaç direklerle taşınan ince kerpiç duvarlar olduğu öngörülmektedir. Neolitik yerleşim yaşanan seller nedeniyle alüvyon bir tabaka altında kalmıştır.

Kalkolitik Dönem’deki halk, Neolitik Dönem dolgu tabakasına açtıkları çukur evlerde yaşamını sürmüştür. Kalkolitik Dönem evleri, Neolitik tabakaların içine 6-8 m çapında ve 1 m derinlikte açılan, yuvarlak ya da oval planlı ve basit dal örgülü kulübeler şeklindedir. Çukurların orta kesimlerinde genellikle mimari alt yapıyla ilişkili taş öbekleri yer almaktadır. Ayrıca, evlerin tabanı çukura konulmuş ağaç dalları ve otlarla doldurulmuştur. Doğal nedenlerle yaşanmış tahribatla ilişkili olarak, konut mimarisinde kullanılmış olma ihtimali söz konusu ahşap malzemeye ait izlere rastlanmamıştır.

Yeşilova Höyüğü 3D Render Gece
Yeşilova Höyüğü Pişmiş Toprak Mühürler

Çentikli Taş ve Pişmiş Toprak Mühürler

Kişisel mülkiyet kavramının belirgin hale gelmesiyle birlikte, üretimi kontrol altına alma ihtiyacı doğmuştur. Yeşilova Höyüğü, kontrol mekanizması ile ilişkilendirilebilecek iki farklı türde özel buluntuya sahiptir. Bunlardan ilki, bir işlikte ortaya çıkarılmış üzerinde çentikler bulunan dairesel formda bir taştır. Net olarak işlevi bilinmeyen taşın, üretimin boyutunu anlamak adına oluşturulmuş kontrol mekanizmasının bir parçası olduğu, taşın üretim sayısını hesaplamaya yönelik kullanıldığı tahmin edilmektedir. Diğer buluntu pişmiş toprak mühürlerdir. Dikdörtgen, oval ya da yuvarlak forma sahip pişmiş toprak damga mühürlerde, güneş başta olmak üzere, labirent, helezon (sarmal, kıvrımlı), zincir, örgü ve çiçek gibi motifler yer almaktadır. Kesin olmamakla birlikte, mühürlerin arkeolojik ve etnografik verilere dayanarak ekmek ya da sepet damgalama, dekorasyon, çömlekçi işaretleri ve sürü hayvanlarını işaretleme gibi aidiyet belirtme amacına yönelik bir ya da birden çok alanda kullanıldığı önerilmektedir. Bahsedilen çentikli taş ve pişmiş toprak damga mühürler, yapılan üretimi takip etmek veya nesnelere aidiyet kazandırmak amacıyla birer kayıt unsuru olarak görülebilir. 8 bin yıllık bir tarihe sahip olduğu düşünülen buluntular, dönemin sosyal yapısı ve ekonomi dünyasına dair bir ipuçları sunmaktadır.

Yeşilova Höyüğü Pişmiş Toprak Kap Üzerinde Anadolu Leoparı Motifi

Anadolu Leoparı ve Yeşilova Höyüğü

Yeşilova, günümüzde yaşadığına dair hiçbir iz bulunmayan bir panter türüne ait arkeolojik veri barındırmaktadır. Anadolu Panteri olarak bilinen bu yırtıcı, Prehistorik Dönem’de İzmir’in de içinde bulunduğu Anadolu’nun birçok farklı bölgesinde yaşamıştır. Bilimsel adı Panthera Pardus Tulliana olan yırtıcı, Orta Doğu ve Anadolu’da yaygın olan İran Leoparı’nın bir alt türüdür. Neolitik Dönem’in faunasında önemli bir yer tutan canlı, Yeşilova’da bulunan ve MÖ 6000-5730 tarihlerine verilen bir tabakada bulunan çömlekler üzerinde karşımıza çıkmaktadır. Bir tanesi büyük bir kübe, diğeri kırmızı renkli küçük bir çömleğe ait parçaların her ikisi de üzerinde yürür pozisyonda birer panter figürüne sahiptir. İçi beyaz macunla doldurularak benekleri verilmiş panter motifleri, uzun bir kuyruğa sahiptir. Bir parçada baş kısmı ve kuyruğunun ucu korunmamış panterin ayakları çizgisel olarak işlenmiş pençelerle son bulmaktadır. Diğer parça üzerinde panterin, küçük bir delik ile gösterilen göze ve açık bir ağza sahip baş kısmı korunmuştur. İki parça üzerinde de panter, doğasına uygun biçimde gösterilmiştir.

Özel kaplara ait oldukları düşünülen seramikler üzerinde betimlenen panter figürü, dönemin inanç dünyasına ilişkin önemli bilgiler sunmaktadır. Üzerinde ana tanrıça motifi yer alan çağdaş çömleklere benzer biçimde, dönemin toplumu için kutsal bir anlam taşıdığı düşünülmektedir. İnsanlar, panterlerin kendilerine ve sürülerine zarar vermemeleri için onları betimlemiş, onlara yalvarmış olabilirler. İnsanların korku, inanç gibi duygularını yansıtan, manevi dünyalarını ifade etmek için betimlenen figür, animistik bir inanç sistemine işaret etmektedir. Neolitik Dönem’in zengin sembol sisteminin bir üyesi olan ve toplumun kültürel belleğini yansıtan leoparın, dönemin halkı tarafından kutsal sayılıp saygıyla karşılandığı anlaşılmaktadır.

8 bin yıldır bu coğrafyanın bir parçası olan Anadolu Leoparı’na, İzmir ve çevresinde 1940’lı yıllardan beri rastlanmadı. İzmir’in doğa tarihini bütünleştiren etobur, son olarak 1940’lı yıllarda görüldü. Günümüzde yaşadığına dair bir kanıt bulunmayan leoparın iki örneği Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesinde yer almaktadır. Genel Zooloji Galerisi kapsamında sergilenen leoparlar İzmir’in Prehistorik Dönem’e dayanan faunasını temsil etmektedir. Yeşilova Höyüğü ile birlikte yakın civardaki Ulucak, Çukuriçi Höyük gibi Neolitik yerleşimlerde ele geçen panter kemikleri, bu canlının Prehistorik Dönem’deki varlığını kanıtlamaktadır.